Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mavi Geceler

Geçmişe bir ağıt... Biyografi, anı, günlük gibi insan yaşamını temel alan türlerde Batı edebiyatına yaklaştığımızı söylemek pek mümkün değil. Joan Didion'un ölen kızının ardından yazdığı Mavi Geceler'i okurken neredeyse her sayfada bunu düşündüm. Doğar doğmaz evlatlık aldıkları kızları Quintana'nın uzun süren bir hastalık dönemi sonrası ölmesinin ardından içini dökmek için yazmış Joan Didion Mavi Geceler'i. Bir süre sonra bu iç dökümü ölüm ve ölümsüzlük üzerine felsefi bir metne dönüşmüş. “İnsanın çocuk sahibi olamadan ölmesi, korkunç bir şey. Bunu Napoléon Bonaparte söylemiş. Ölümlüler için, çocuklarının ölümünü görmekten daha büyük bir acı olabilir mi? Bunu da Euripides söylemiş. Ölümsüzlükten söz ederken, çocuklarımızdan söz ederiz. Bunu ben söyledim.” Kızının ölümünden sonra yaşadığı rahatsızlıklar, her yaşadığı rahatsızlıkta yıllarca hastane odalarında boğuşan kızının çektiklerini düşünmek, birden yaşlandığını fark etmek, aslında ölümsüz olmaktan her geçen gün uzaklaşt…

Dünyanın En İyi Kitabı

Bir kitap nasıl çok satar? Taksim meydanının daha güzel olduğu yıllarda, tam meydana bakan bir kitabevinde çalışıyordum. Çok satması beklenen bir kitap için yapılan hazırlıkları ilk orada gördüm. Verilen siparişler, yetişmeyen kitaplar... Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanı içindi bunlar. Bir sonraki hazırlık imza günüyle beraberdi ve bugünkü anlamıyla “bestseller”a daha yakın bir kitaptı söz konusu olan. Birkaç yıl sonra da yine Orhan Pamuk'un bir romanına billboard'larda rastladık. Evet, 2000'li yıllara yaklaşırken içine kapanık edebiyat dünyamız değişmeye, küreselleşme ve kapitalizmden nasibini almaya başlamıştı. Bugün artık ortalık bestseller dolu, bu İngilizce sözcüğe “çok satan” diyen de var, “yığın kitabı” diyen de. Bazıları gerçekten iyi ve çok satan kitaplarken, bazıları ikinci anlamı daha çok karşılıyor. Bu konuda diğer ülkelerle ne denli benzediğimizi anlamamızı sağlayacak oldukça hoş bir kitap yayımlandı son günlerde. İsveçli yazar Peter Stjernström'ün yazdı…

Küçük Prens

Kalbi Kırık Bir Prens Çocukluğu 80’li yıllara denk gelenler öyle şanssızdı ki, anne babası ortalama bir Türk ailesiyse, yani kitapla pek ilgisi yoksa, kendi çabasıyla ulaşabildiği kitaplar kırtasiyelerde bulunan Kemalettin Tuğcu’lar, Gülten Dayıoğlu’lar, en iyi ihtimalle Jules Verne’ler olurdu. Bu nedenle şimdi çizgi romanından tutun üç boyutlusuna kadar çeşitleri olan Küçük Prens’in varlığını öğrendiğimde ergenliğe erişmiştim. Çocuk kitabı diye bilindiğinden olsa gerek burun kıvırıp okumadım, ta ki ailemden ayrı geçirdiğim ilk yaza, on sekiz yaşıma erişinceye dek. Küçük Prens çocuk kitabı mıdır, belki de önce bu soruyla başlamak lazımdı yazıya. Antoine de Saint-Exupéry’in basit ve çocuğa hitap edecek denli düz cümlelerini, insanı kalbinden yakalayıp bırakmayan suluboya resimlerini düşünürseniz, evet, öyledir. Saint-Exupéry, çizdiği resimlere “yukarıdaki gibi, yandaki gibi, şekil 1’deki” gibi o dönem için farklı açıklamalar koyabilecek kadar cesur, çocukların bilemeyeceğini düşündüğü sö…