Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Epope Tatavla

Bir Eski Zaman Masalı Bir Tatavlalı olarak geçtiğimiz günlerde yayımlanan Epope Tatavla'yı hemen okudum. Edebiyattan, tarihten, İstanbul'dan hoşlananların kaçırmaması gereken bir roman olmuş. Ekin Can Gürsoy çok genç bir yazar. Münhal adlı öykü kitabından sonra Epope Tatavla, ilk romanı. 1933'te geçen bir roman yazarak, bu romana birçok tarihi gerçekliği katarak oldukça zor bir işe kalkışmış ve hakkından başarıyla gelmiş Gürsoy. Kitabı okurken burada yaşamayan birinin bu romanı yazamayacağını düşünüyordum ki genç yazarın şu sözlerini bir röportajında okudum:
“İstanbul’da oturduğum dört buçuk yılın dördünü Tatavla ve civarında geçirdim. Tatavla benim için İstanbul’un her daim anlatılan çeşitliliğinin sahih bir yansımasıdır. Diyarbakırlı bir teyzeden içli köfte alabilir, Paskalya’da çörek yiyebilirsiniz. Tatavla, çokkültürlülüğün İstanbul’daki merkezidir bana kalırsa ve yıllar içinde kaybettiklerimizin ne kadar değerli olduğunu bize anımsatır.”
Mahir adındaki kimyâgerin yaşam ö…

Kırlangıç Dönümü

Eski Türk filmlerinin tadı... Kırlangıç Dönümü genç yazar Sinan Sülün'ün Karahindiba adlı öykü kitabından sonra ilk romanı. İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabın kapağının hoş illüstrasyonu bile aslında okura nasıl bir roman okuyacağına dair ipucu veriyor. Suda yansıyan birbirine iyice yaklaşmış iki âşık, yerde ağaçlardan düşmüş yapraklar ve hepsinin merkezinde küçük bir kırlangıç... Bir film karesine benzeyen bu görüntü bizi çocukluğumuzda çokça izlediğimiz Türk filmlerine götürüyor ki roman da aynı tadı veriyor diyebilirim. Samimiyetini ve saflığını hâlâ aradığımız, bir döneme damgasını vurmuş '70'li yılların Yeşilçam sinemasından bir film izliyormuşum duygusuyla okudum kitabı, bittikten sonra ise aynı kekre tat, aynı kavuşamamış âşık hüznü, aynı kahreden dünya. Sinan Sülün o içten ve alçakgönüllü atmosferi 2000'li yıllarda, İstanbul'da ve üstelik Nişantaşı'nda kurmayı ustalıkla başarmış diyebilirim. On sene hapiste haksız yere yatan orta hâlli bir aileni…

Berlin Noir

1936'dan 1947'ye Bir Almanya Panoraması... Alfa Yayınları özellikle polisiye serileriyle 2015 yılına hızlı bir giriş yaptı. Yılı bitirmeden önce Philip Kerr'in Dedektif Bernie Günther serisini okumaya karar verdim. Şu ana kadar sekiz kitabı yayımlanan serinin ilk üçü Berlin Noir olarak geçiyor. Gündemin, ölümlerin altında boğulduğumuz şu günlerde biraz kafamı dağıtayım, hafifleyeyim diye başladığım bu polisiye serisi bırakın hafiflemeyi daha da daralmama, hatta bazen soluksuz kalmama neden oldu aslında. İlk kitap Mart Menekşeleri, 1936 yılında Berlin'de geçiyor. Ana karakter Bernie Günther bir dönem polislik yapmış, Nazi Partisi'nin iktidarıyla birçok şeyin değişeceğini öngördüğünden istifa edip dedektif olmuş, vicdanlı, iyi bir adam. Çok gençken İspanyol gribinden öldüğünü öğrendiğimiz karısından başka ailesine dair hiçbir şey bilmiyoruz. Ünlü işadamı Hermann Six'in Günther'i, kızı ve damadının ölümünü ve kasadan çalınan mücevherleri araştırması için tut…